Tedavi Başlarken

 

Vücudumuz; beyni tarafından yönetilen, birden çok elemanın biraraya gelerek oluşturduğu bir yapıdır. İçe doğru gidildiğinde, yapının bir alt düzeyinin organlar tarafından oluştuğu görülür. Sırasıyla dokular, hücreler, moleküller, atomlar ve atomaltı yapılar; vücudun alt birimleridir. Dışa doğru gidersek; dünya, güneş sistemi, samanyolu galaksisi, yerel gökada, başak kümesi ve evren olduğunu görürüz.

Akıllarımızın alamadığı bu dev oluşumun içinde bizler, yaşarken farkında olmadığımız kum tanesi kadar bile değiliz.

Kum’u oluşturan yapıların içinde de atomlar ve moleküller var. Taşta, toprakta, bitkide, insanda, suda; görüp hissedebildiğimiz her şeyin içi, aslında bir.

Boyut olarak evrenin yanında kum tanesi kadar olamasak bile, bizleri karşılaştırılamayacak kadar üstün kılan farklı bir özelliğimiz var.

Aklımız…

 

Atomların oluşturduğu yapılar, organize çalışmayla canlılık özelliği kazandıklarında sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor.

Bitkiyi canlı tutan; su, güneş ışığı ve minerallerdir.

En ilkel hayvan, canlılığını bitki gibi korur.

İç organları daha gelişmiş olan canlılar, organlar arası organizasyon için beyne ihtiyaç duyarlar.

Hayvanların doğal ortamda hasta olma durumları, beyinlerinin gelişmişlik ölçüsüyle ilgilidir.

Beynin işi arttıkça yapısı gelişir, çalışma özellikleri değişir.

Omurgalı canlılarda beyin ön bölgesi, beynin komuta merkezidir.

İnsanlar, üstün oldukları akıl özelliğini, diğer canlı türlerinden farklı olan beyin ön bölgelerinden alırlar.

Aklın gelişmişlik ölçüsü, beyin ön bölgesinin çalışma durumuna bağlıdır.

Beyin ön bölge çalışma özelliklerinde oluşan sorunlar, vücudun çalışma özelliklerini bozar.

Bozulan vücut çalışma özellikleri “allostaz” adıyla anılır.

Tedaviler; beyin ön bölge çalışma özelliklerini düzeltmek, allostaz sistemini durdurmak ve allostaz nedeniyle gelişen hasarları düzeltmek üzerine kurulmalıdır.

Beyin ön bölgesi, kendi içinde ve diğer beyin bölgeleriyle kurduğu ağ sistemi içinde çalışır.

Bu nedenle bir bölümde ya da hücrede gelişen sorun, tüm beyni etkileyebilir.

Akıl özelliklerini ortaya çıkartan hücrelerde gelişen sorunlar, tüm beyni etkiler.

Beynin diğer bölgelerinde olan sorunlar da akıl özelliğini etkileyebilir.

Doğal ortamda yaşayan hayvanlarda akıl özelliği olmadığından kronik hastalıklara yakalanma olasılıkları çok düşüktür.

İnsanı hasta eden, sağlığını korumasını ve hastalıktan kurtulabilmesini sağlayan temel özelliği; aklıdır.


Kişi zengin olsun, yoksul olsun, hastalığı iyileştiren de, mutsuzluğu mutlu kılan da akıldır.

Benjamin Disraeli

 

İnsan kendi isteğiyle kendi beyin çalışma özelliklerine, beynini ve dolayısıyla aklını geliştirerek yön verebilir.

Bireysel akıl gelişiminin devreye girmediği tedavilerden başarı beklenemez.

Aklın gelişebilmesi için öncelikle engellerin kaldırılması gerekir.

Yaşadığımız toplumun değer yargıları bireysel aklın temel engelidir.

İnsan; kendini ilgilendiren doğru, yanlış, iyi, kötü, güzel, çirkin yargılarını; kendi aklıyla karar vermelidir.


Dünyada iyi veya kötü diye bir şey yoktur. Bunlar, bizim düşüncelerimizde yarattığımız kavramlardır. 

Shakespeare

 

 

Beynimizi etkileyen geçmiş olayları (genetik etkiler, kazalar, kötü deneyimler, hastalıklar vb.) geriye dönüp silemeyiz. Ancak o olayların bıraktığı izleri silebiliriz.

İsteğimizle ve istemdışı, çalışma özelliklerini değiştirebileceğimiz tek organ beynimizdir.

 

 

Şartlanmalarla dolu kurallarla yaşamı kendimize zehir ederek, kendi kabuğumuz içinde, küçük işlerin hesabını yaparak geçiriyoruz ömrümüzü.

Çünkü böyle görmüş, böyle öğrenmişiz.

Yıllar boyu hep “bizden” birileri vardı ve hep biz birilerinin oluşturduğu yapay dünyanın elemanları olduk.

Bu mantıkla karşı görüşle kavga edip durduk.

Gurur için, çıkar için aklımızı satlığa çıkardık.


Beşer aklı dünyanın en tehlikeli vebasıdır.

Calvin Coolidge

30. ABD Başkanı

 

Bir soluklanıpta, kafamızı kabuğumuz içinden şöyle bir çıkartıp gerçek anlamda, evrensel anlamda düşünemedik!

Mazeretlerimiz vardı hep; ortam böyleydi, olanak, para yoktu.

Herşey bizim elimizde, elimizi yöneten beynimizde!

10 yıl öncesiyle karşılaştırın kendinizi… Düşüncelerinizde değişimler göreceksiniz. Kendiliğinden oluyor zaten değişim.

İsteğiniz katalizör olacak zamana…


Neden eski eşyalarını atıyorsun da, eski düşüncelerinden vazgeçmiyorsun.

Platon

 

Rahatsız isek, tam anlamıyla düzelebilmenin TEK yolu var.

Değişmek… Değişebilmek…

Çünkü sizin hasta, mutsuz ya da başarısız olmanızı sağlayan kendi özellikleriniz. Yani beyninizin çalışma düzeni…

Değiştirin onu…

Eğer bir hastalığı kabullenirseniz, beyninizde o hastalığa göre çalışmaya başlar.

Hastalığı kabullenmeyin ancak isyankar olup tedaviyi reddetmeyin.

Birşeylerin yanlış gittiğini ve bunun düzelmesi gerektiğini düşünün.

Hastalığı değil, nasıl daha sağlıklı olunabileceğini düşünün.

Çözüm sizde, kendi elinizde…

Öncelikle “elimde değil” sözünü asla söylemeyin, aklınızdan bile geçirmeyin.

İyileşeceğinize inanın.

Kontrolü siz devralın.

Yani aklınız.


Aklımızın bedenimizin üzerinde olağanüstü bir gücü var. O halde aklımızı düşüncemize hakim kılalım.

Goethe

 

Kontrolü bedeninize bırakmayın.

Bedeni ihtiyaçların tatmini hayvanlarla ortak özelliğimizdir, unutmayın!

 

İnsan, akıldan uzaklaştığı zaman, hayvan ortaya çıkar.

 Epiktetos 

 

Bedeni lezzetler insanı mutlu etmez, aksine bedeni zayıflatırken akla da zarar verir.

Aristoteles

 

Duygularınızla değil, aklınızla karar verin.

Duygular aklı perdeler.

İrade, aklı güçlendirir.

Aklınızın ermediği, anlamadığınız konularda inanç devreye girer.


Düşünen insanın en güzel mutluluğu, anlayabileceğini araştırmak ve akıl erdiremeyeceğini olduğu gibi kabul etmektir.

 Goethe

 

Örneğin, hastalandınız. Kendi tedavinizi bilmediğiniz için doktora danıştınız. Doktora danışma kararını aklınız verdi. Ancak tedavi yöntemi seçimini, aklınız veremez. Çünkü bilmediğiniz bir konudur. Bu nedenle aklın yetmediği yerde inanç başlar. Aklı olmayanın inancı da olmaz. Doktorunuza güvendiğinizde tedavisiyle düzeleceğinize de inanırsınız.

Öncelikle hekimlerin önermiş olduğu tedavileri kabullenin. Ancak bununla yetinmeyin.

Eğer siz gayret gösterebilirseniz, hasta olma halinden kurtulup iyi duruma geçebilirsiniz.

Sadece ilaçlarla yapılan tedavilerde günü kurtarırsınız.

Oysa yaşam, bir önceki anın üstüne kurulu bir düzenden ibarettir.

Bugünü kurtarmanız, yarınlarınızı garantilemez.

Yarınlar, inançla garantilenebilir.

Değişebileceğinize inancınız yok ise yarını şimdiden kaybedersiniz.

Tarih, inançlı insanların zaferleriyle doludur.

Azmiyle kanseri yendi” “inancın zaferi” sözlerini anımsayınız!


Dünyadaki bütün başarılı insanlar, başkalarının yardımıyla değil, kendi çabalarıyla o konuma gelmişlerdir.

Schiller

 

Başarılı insanlar, üstün özelliklerini beyinlerinden alırlar.


Kendimizi incelersek, büyük bir güce sahip olduğumuzu, ama bunu fark edemediğimizi görürüz.

Lavater


Beyninizin çalışma özelliklerini değiştirebilirsiniz.

En iyi yatırım, beyne yapılan yatırımdır.

Eğitim, öğretimler…

Cinsellik, aşk…

Yediğiniz, içtikleriniz…

Gezip, görüp, beğendikleriniz…

Hepsi beyin içindir.

Hepsi, beyin ön bölgesini besleyen kazanç sistemini iyi çalıştırabilmek içindir.

Önemli olan, kendimiz için doğru olanı seçebilmek…

İşte bu nedenle akla ihtiyacımız var.

Bu nedenle şartlanmalardan kurtulmalıyız.

Bu nedenle aklımızı geliştirecek olan, beyin ön bölge çalışma özelliklerini güçlendirmeliyiz.

Akıl, kazanç sistemine ne kadar ihtiyacımız olduğuyla ilgilidir.

Bedeni istekler kazanç sistemini besler ama aklı köreltir.


Karnının doyduğunu düşünenin aklı her zaman aç kalır.

Çin Atasözü

 

Aklı kullanma ölçüsü gelişmiş beyin, bedeni zevklerden gelen kazanç sistemi getirilerine en az ihtiyaç duyandır.


Aklı karıştıran şey insanın arzularıdır.

Sadi

 

Şu an aklımız kadar var, gelecekte inançlarımız kadar olacağız.

Olanları geri getiremezsiniz.

Gerçekleri değiştiremezsiniz.

Hiç kimse sizin için yaşamıyor.

Değiştirebileceğiniz bir tek şey var bu dünyada…

Kendiniz!

Değişin o zaman!

Değişebilen uyumludur.

Uyumlu olabilen olaylardan fazla etkilenmez, strese girmez ve bu şekilde sağlığını koruyabilir.

İnsanlar güvence altında olmayı severler.

Şartlanma nedeniyle değişim halinde olma durumu insana güvence vermez.

Birçok meslek grupları değişik uygulamalara bu nedenle hep şüphe içinde bakarlar.

Yeni düşünceleri, değişime uyum sağlamanın zorluğu nedeniyle, kabullenmezler.

Değişim önündeki en önemli engel, kabul edilen görece doğruların (şartlanmaların) oluşturduğu yaşam ve çalışma biçimidir.

Kötü koşullar, değişim, uyum, sağlık ve mutluluk!

Kötü koşullar, kötü koşullara neden olan kurallara bağlılık, stres, hastalık!

Zorunlu değişim, stres nedenidir.

Bu nedenle değişim arzulanmalıdır.

Değişim yaşam biçimi olmalıdır.

İlişkileri bozan uyumsuzluk değil, değişmemektir.

Değişim sonucu sağlanan uyum başarı getirir.

Osmanlı İmparatorluğunu yıkan, değişememektir.

Değişebilmek yaşam sanatıdır.

 

Önce küçük alıştırmalarla başlayın.

Evde, oturduğunuz yeri değiştirin.

Her gün geçtiğiniz yolu değiştirin. Ulaşım aracını değiştirin.

Gazetenizi değiştirin.

Kitap okumaya başlayın. Okuyorsanız farklı konuları seçin.

Karşı görüşün temsilcisi olarak kabul ettiğiniz yazarın kitabını okuyun.

Yeni bir konuyla ilgilenmeye başlayın.

Zorlamayın. Rahat bırakın. Başlangıçta anlamsız gelmesinin nedeni şartlanmanızdır.

Değişimin amacı, beyin hücreleri arasında yeni bağlantılar oluşturmaktır.

Bir ırmağın kollarının sayısı, sel şiddetini belirler.

Şu ana kadar değişim konusunda gayreti olmayanların yaşamları, tek yataklı akan bir ırmak örneğine benzer.

Yaşamınız, bir su baskınından çok etkilenir.

Baskın gelsin ya da gelmesin, harekete geçin.

 

Akıl ile bilgi arasında doğru orantı vardır. Eğer bir insan yaşadığı ortamda hasta olmuyorsa, bilgisi aklı için yeterlidir denebilir. Bu nedenle dağ köyünde yaşayan insanların bilgiye çokda fazla ihtiyacı yoktur ancak şehre göçeden torunu için aynı şey söylenemez. Şehirde köylü aklıyla yaşamaya çalışan hasta olur. Buna cahillik denir. Bu durum “sosyoekonomik şartların hastalık gelişimine etkisi” başlığıyla araştırılır. Sorun, şehir yaşamına uyum sağlayamayan akıldadır.

 

Tuttuğunuz takımı değiştirin.

Yeni takımınızı öncekiyle eşit sevin.

Arkadaşlar ne der sonra?

İşte sorun da bu ya, çevre!

Bir sezon sonra başka bir spor dalıyla ilgilenin ve önceki spor dalına ilginizi azaltın.

Araştırma yapacağınız bir konu bulun. Konunun uzmanı olacak kadar bilgilenin. Dil bilginizi geliştirin. Yazım kurallarını gözden geçirin. Araştırdığınız konu hakkında yazılar yazın ve yayınlatın.

İnternet gibi dünyanın en büyük kütüphanesinden ve yayın evinden kendinizi mahrum etmeyin.

Kendi açık öğretim fakültenizi kurun.

Sadece çok akıllılar ve çok aptallar asla değişmezler.

Konfüçyüs

 

Hangi konularda zayıf olduğunuzu bulun.

Örneğin eşinize yeterli zaman ayırmıyorsanız sorumluluk duygunuz az demektir.

Siz eşinize daha fazla zaman ayırmaya başlayın. Bu arada daha önceden olmadığı kadar farklı çalışmaya başlayacak olan beyin ön bölgeniz, yeni sinirsel bağlantılar kurarak yeni duruma uyum sağlamaya çalışacaktır. Sağlanan uyum sonucu diğer beyin bölgeleri de olumlu etkilenecektir.

Bu kararı aklınız verdi.

Duygularınız değil…

 

Aklınızın verdiği kararı duygularınızla ölçmeyin.

Bu sizi duygusuz, gaddar bir insan yapmaz.

Gerçekçi yapar.

Afrikadaki açlar, gerçektir.

Gerçeklerin duygusallıkla ilişkisi yoktur.

Aslan, sevimli ceylan yavrusunu yer.

Doğanın kanunu budur.

Ceylanı korursak

Aslan açlıktan öldü o zaman…

Ve doğanın dengesi bozulur.

Dengeyi duygularınızla bozmayın.

Aklınızı kullanarak gereğini yapın.

Gereği, “Afrikadaki açlara nasıl yardımcı olabiliriz” sorusuna yanıt bulmaktır.

Bu örneği; sokak çocukları, madde bağımlıları vb. pek çok durumla ilişkilendirebilirsiniz.

 

Takıntılı düşünceler her insanda farklı şiddette ortaya çıkar. Grinin tonları gibi…

İyi durumda olan beyin ön bölgesi, dikkati başka yöne kaydırarak takıntılı durumdan kurtulmasını bilir. Çünkü aklı ona; takıntılı halden kurtulamazsa, olumsuz düşüncelerin çığ olup çoğalacağını söyler.

Hatta aklı, olumsuz durumlara düşmemesi için nasıl davranacağını; ne zaman susup ne zaman konuşacağını; nerde, ne şekilde, nasıl davranacağını belirler. Böylece takıntılı düşüncelerden ve davranışlardan onu korur.

Aynı durum öfke, kızgınlık, ihtiras ve kin için de geçerlidir.

Duygu yüklü olumsuz düşünceler geliştikten sonra olumlu tek akıl göstergesi ders almaktır.

Olumsuzlara bir bakalım; artmış beyin ön bölge duyarlılığı, güçlenmiş allostaz mekanizması, pişmanlık, düş kırıklığı, belkide kalp krizi.


Arzular ve hınçlar, aklın sesini duymazlar.

Shakespeare

 

Hatalardan ders çıkarmasını bilen akıl; sorumluluk, sabır ve hoşgörü erdemlerini kazandırır.

Bu erdemler her insanda vardır. Ancak yoğunlukları farklıdır(gri tonları).


Akıl hazır değilse, göz göremez.

Emilie Serge

 

Siz değişerek erdem yoğunluğunuzu belirleyebilirsiniz.

Bir insan 7’sinde ne ise 70’inde de odur” sözü, "huy-karakter" için geçerlidir.

Şartlanmalar ve alışkanlıkların değişimi her zaman olasıdır.

 

Şartlanmayla ilgili bilinen bir örneği paylaşmak istiyorum.

 

Kafese beş maymun, bir merdiven ve tepesine de ipte asılı muzları koyarlar. Maymunlar basamakları çıkarak muzlara ulaşmak istediklerinde, dışarıdan maymunların üzerlerine soğuk su sıkarlar. Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymun diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.
Daha sonra, maymunlardan biri dışarı alınıp yerine yeni bir maymun konulur. Yeni maymunun ilk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur, ancak diğer dört maymun buna izin vermeyip yeni maymunu döverler. Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir. Merdivene yaptığı ilk atakta dayağı yer.
Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. Yeni gelen maymun ilk atağında cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiçbir fikirleri yoktur.
Son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı oldugu halde artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadir. Neden mi? Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmelidir...


Herkes benim gibi düşünüyorsa, yanlış düşündüğümü anlarım.

Wilde

 

Dünyada 1 milyar müslümanın yaşadığı tahmin ediliyor. Belki daha fazla…

Bir müslüman ülkenin dini uygulamalarının diğerlerine uymadığı görülüyor.

Her toplumun kendi dini kurallarını kendi özelliklerine göre belirlediği anlaşılıyor.

 

Anne ve babamdan aldığım bilgileri aklım yatıncaya kadar sorgulayacağım.

Gazali

 

Orjininden uzaklaşmış dini kurallarla yaşayan toplumların bireyleri, akıllarını kullanamama tehdidiyle karşı karşıya kalırlar. Orjinaline ulaşma çabaları, var olan şartlanmışlık ölçüsünde baskıya uğrar. Akıl yara alır.

Elması yerin derinliklerinde aradığın gibi, gerçeği de düşüncelerin derinliklerinde arayacaksın.

Hugo

 

Aklını kullanmayan bilincin inanç yolu, karanlıkta biter.

Bireysel aklın baskılandığı toplumların gelişmişlik düzeyi, gri tonları gibidir.

Az baskı, gelişmiş; orta şiddette baskı, gelişmekte olan; şiddetli baskı, geri kalmış ülkeler…


Bir ulusun büyüklüğü, nüfusun çokluğu ile değil, akıllı ve erdemli kişilerin sayısıyla ölçülür. Victor Hugo

 

Toplumun yarattığı çevre baskısıyla başedebilmek, bireyin ortaya koyduğu akıl düzeğiyle ilişkilidir. Aklınız kadar baskılarla mücadele edebilirsiniz.


Başkalarının sizin için ne düşündükleri önemli değil, önemli olan sizin kendi hakkınızda ne düşündüklerinizdir.

Seneca

 

-El alem ne der? Ben millete şunu yaptırtıyor dedirtmem? sözü, içten içe isyanın ve çaresizliğin belirtisidir. Aklının yatmadığı bir olaya zorunlu olarak boyun eğen vicdan; yaralanır, kinlenir ve sonraki davranışlarını etkileyerek aklının zayıflamasına yol açar. Kişi kendini kandırarak, en değerli varlığı olması gereken aklına zarar vermiştir.


Allah akıldan daha değerli bir şey yaratmamıştır.

Hz. Muhammed

 

Söze dikkat ediniz! İnsandan değil, akıldan daha değerli bir şey…

Küçük bir toplumda yaşanabilir ya da Harvard Hukuk Fakültesinden doktora alınabilir. Her iki durum için değişmeyen tek yargıç, vicdandır. Her gece yatağında uyumadan önce vicdanıyla kendini sorgulayan, gerçeklerle yüzleşmekten kaçınmayan ve hesabını verebilen akıl, evrenseldir. Aklını kullanamayanın böyle bir sorunu yoktur çünkü vicdan gelişimini sağlayacak kişisel özellikleri hiç olmamıştır. Gün içinde kararları kendisi değil şartlanmış aklı zaten vermiştir. Bu nedenle vicdanıyla kendisini sorgulayacak durumu yoktur.


Öz odurki dağın arkasını göre, akıl odurki başa geleceği bile…

Türk Atasözü

 

 

Dünle birlikte gitti cancağızım, ne varsa düne ait; şimdi yeni şeyler söylemek lazım.  Mevlana

 

Hekimin görevi, bilimsel verilerin ışığı altında sunmuş olduğu önerilerle hastasına yol göstermektir. Hekimine güvenen hasta bu yoldan giderek sağlığına kavuşmalıdır. Hastanın hekimi ve önerilerini uygulamama hakkı vardır. Sonuçta sorumluluk hastaya aittir. Bu nedenlerle tedavilerin ilk basamağı, kişinin tedavi sorumluluğunu üzerine almasıyla başlar. Rahatsız olan kendisi ise öncelikle gayret göstermesi gereken kişi gene kendisi olmalıdır.

Örneğin, bir yakınma sonucu yapılan kan tahlillerinde kan şekerinin normalden fazla çıkması, kişinin tüm yaşamı boyunca o ana kadar “doldurduğu kabın taşmasına” benzer. Sadece ilaç kullanımıyla kabın taşması önlenebilir. İlaçlar kesildiğinde kap yeniden taşacaktır. O halde fazladan gayret gerekir. Bu gayreti gösterecek olan kişinin kendisidir.

-Sizde şeker çıktı. 250mg/dl. Şekerdenmiş yakınmanız.

Sıklıkla, stres altında gelişen beyin ön bölge duyarlılıkları sonucu işleyen allostaz mekanizmasının göstergesi olan kan şekeri yüksekliği, bir hastalık olarak ifade edildiğinde önceki gördüğü örneklerden çağrışım yapacak olan kişi, kendini “hasta olma” durumuna sokarsa bu durumdan çıkmasıda pek kolay olmaz. Hasta olma idrakını yaratan duyarlı beyin ön bölgesi, bu durumun etkisiyle diğer bir stres nedenini de ortaya çıkartmış olacaktır.”Bugünleri de mi görecektik, ah benim talihsiz başım!”

Klasik olarak “diyet” önerilir ve gene klasik olarak yağlar diyetten çıkartılır(!). Yaşam tarzı değişiklikleri önerilir. Ancak bu önerileri nasıl ve hangi duygu-durum içinde uygulayacağı pek belirtilmez. Ayrıntılara girilmeden sıralanan birkaç öneri ardından ilaçları düzgün kullanması öğütlenir.

Artık o bir şeker hastası olmuştur. Kontrollerde göz, kalp, beyin ve sinir muayenelerinden geçirilerek şekerin ilgili dokular üzerinde zararı olup olmadığı araştırılır. Bu arada beyin ön bölge duyarlılıkları sürmekte, allostaz sistemi ilerlemektedir. Yasak olan şeker, onun için çekiciliğini arttırmıştır. Çevresindekiler, adeta hastalığı dayatırcasına davranışlar sergilerler. “Sen hastasın o yasak, bu da yasak”

Beyni tamamen hastalık durumuna göre çalışmakta, sağlığını arayacak yolları kapanmaktadır. Zaman geçtikçe beyin ön bölge duyarlılığı artar; sinirli, unutkan, geçimsiz bir kişiliğe bürünür. Bu belirtiler, şekerin yarattığı sorunlar olarak düşünülür.

Artan beyin ön bölge duyarlılıkları ve haliyle güçlenen allostaz etkisiyle aldığı haplar yetersiz kalır. Bu durumda insülin tedavisi başlanır.

Bu tablodan anlaşılacağı üzere hekim-hasta ilişkisi çok önemlidir. Hekimin öncelikli görevi, hastayı sorumluluk alma ve değişim konusunda ikna etmek olmalıdır.

 


 
YORUMLAR