Toplum ve Eğitim

 

Doğum anında beyin, işlenmeye hazır bir hammaddedir. Bebeğe aktarılan genetik özellikler, gelecekte oluşacak yapının temelini belirler. Doğum anından itibaren temel beyin çalışma özelliği öğrenme üzerine kurulur. Beyin öğrenme gelişimi 21 yaşa kadar sürer. Tatlar, kokular, renkler, beceriler hep öğrenilir. 21 yaş sonrası öğrenme, bilgiyi depolama şeklinde sürer. Kişilik gelişimine bağlı olarak gelişen duygu, düşünce ve davranış modellerinin beyinde oluşması bu süre içinde tamamlanır. Doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin gibi çevreden öğrenilen bilgiler depo edilerek davranış modellerinin oluşumunda rol oynarlar.

Her insan kendi toplumunun bir aynasıdır. 21 yaşına kadar aynı çevrede doğan ve büyüyen kişi, o çevrenin öğretileriyle düşünür ve hareket eder. 21 yaşından sonra farklı çevrelere uyum sağlaması zor olacaktır. Değişmesi gerekecektir. Değişimi başaran yeni ortamda mutlu olacak, değişime direnç gösteren kendi özelliklerini o topluma kabul ettirme çabası içine girecek, bunun için mücadele edecektir. Ya da değişimi sağlayamadan yeni çevre içinde etkisizce yaşamına devam edecektir.

21 yaşına kadar birden çok toplumsal dinamiklerin etkisiyle büyüyen kişi, değişime uyum sağlamada zorluk çekmeyecektir. Bu durum onun sosyal açıdan daha başarılı olmasını sağlar. Çünkü belleği, yaşadığı farklı çevre koşullarıyla bir durumda birden çok davranış biçimi geliştirmesi gerektiğini öğrenmiştir. Farklı ortamlarda uygun davranış biçimini seçerek uyum sağlayacaktır.

Dar bir çevre içinde yaşamını geçiren kişiler, aynı çevrede kaldıkları süre içinde uyum sorunundan söz edilemez. Çünkü yaşadığı süre içinde her türlü duygu, düşünce ve davranış modeli ona öğretilmiş ve o gereğini yapmıştır. Bu şartlarda yaşayan insanlar rutin yaşamın önceden belirlenmiş düzeni içinde, eğer yeterli düzeyde beyin ön bölge çalışma özelliklerine sahip ise, strese girmezler. Stres nedeniyle gelişecek olan hastalıklardan önemli ölçüde korunmuş olurlar. Bir dağ köyünde yaşamını sağlıklı biçimde geçiren 90 yaşındaki Fatma Nene’nin sağlıklı olmasının esas nedeni; genetik olarak normal bir beyin ön bölgesine sahip olması, uyum sorunu yaşamaması ve beyin ön bölge çalışmasını etkileyecek çevresel faktörlerin olmamasıdır. Gülük rutin yapacağı işleri önceden belirlenmiştir. Sabah aynı saatte kalkar, hayvanıyla toprağıyla ilgilenir, arada bir katılınan dost sohbetleri ve ibadet. Karşılaşacağı sorunlar ve çözümleri önceden belirlenmiştir. Bu nedenle beyin ön bölgesinin ona kazandırdığı akıl özelliğini fazlaca kullanmasına gerek yoktur.

Akıl; önceden edinilen deneyimler doğrultusunda gelişen yeni bir olaya çözüm bulma özelliğidir. Yeni olay üzerinde değerlendirme yapılır, önceden çıkarılan sonuçlar irdelenir. Düşünceler akıl yoluyla eyleme geçirilir. Muhakeme etmek, yargılamak, olaylarla ilgili öngörüde bulunabilmek; aklın parametreleridir.

Aklın ortaya konması için iyi durumda olan bir beyin ön bölgesi gerekir. Beyin ön bölgesi akıl özelliğini ortaya koyarken beynin diğer bölgelerinden ve özellikle temel bellek bölümleri olan ve limbik sistem olarak düşünülen hipokampus ve amigdala bölgelerinden bilgiler alır. Akıl hastalığı olan şizofrenide temel sorun, beyin ön bölgesindedir. Beyin ön bölgesinin çalışma özelliklerini gri renk skalasına göre değerlendirdiğimizde, şizofreni siyah renge karşılık gelir. Bembeyaz bir beyin ön bölgesi bulunması (her yönüyle mükemmel insan) olası değildir. Bu nedenle insanların ortaya koyduğu akıl özellikleri, gri tonlarından biriyle ifade edilebilir. Beyin ön bölge çalışma özellikleri ne kadar iyi ise ortaya koyduğu akıl özellikleri de o ölçüde beyaz renge yakın olacaktır.

Kolay sinirlenen bir kişinin beyin ön bölge çalışma özellikleri, sabırlı bir kişiye göre daha koyu gri tonunda olacağı açıktır. Haliyle kolay sinirlenen kişinin akıl özelliklerinin daha zayıf olduğu, strese daha duyarlı olacağı ve stres etkisiyle gelişecek olan hastalıklara daha duyarlı olacağı söylenebilir. Akıl; sinirlenmenin gereksiz olduğu sonucuna varacak, olayları sinirlenme ortamına getirmeden hal yoluna gidecek, deneyimlerden ders çıkartacaktır. Eğer bir kişi elimde değil savunmasına sığınıyorsa akıl özelliğini yeterince kullanamıyor demektir.

Beyin ön bölgesi iyi durumda olan kişi, işini zamanında bitirir, ötelemez. Öteleyen, işler biriktikçe strese girer. Stresin kaynağı, duyarlı beyin ön bölgesidir. Stres hali, ayrıca, beyin ön bölge çalışmasına zararlıdır. Gelişen bu kısır döngü, beyin ön bölgesinin çalışma özelliklerinin çok daha fazla bozulmasına yol açacaktır.

Örnektende anlaşılacağı üzere; stresli ortamı yaratan kişinin kendisidir, çevre değil. Çünkü çevreden gelen stres hep vardır. İnsan, akıl özelliği kadar stresle mücadele edebilir. İşim çok yorucu diyen bir kişi, benim beyin ön bölgem bu işi yapacak kadar yeterli düzeyle değil demek istemektedir.

Yapılan her seçim ya da verilen her karar, beyin ön bölgesinin oluşturabildiği akıl özelliğinin sonucuyla belirlenir. Uygun olmayan iş seçimi, iyi gitmeyen bir ilişki; beyin ön bölge çalışma özelliklerine göre alınan kararlar sonucu ortaya çıkmıştır. Haliyle mutsuz bir evlilik ve tatmin etmeyen bir iş, zaten duyarlı olan beyin ön bölge çalışma özelliklerinin daha da bozulmasına yol açacaktır.

Yaşam, bir önceki zaman diliminde alınan kararların sonraki zaman dilimini içinde bulunulacak durumu saptamasıyla sürer. Ne ekilirse, o biçilir. Her birey, beyin ön bölge çalışma özellikleri kadar mutlu, sağlıklı ve başarılı olur.

Beyin ön bölgesinin çalışma özelliklerin temeli, genetik etkilerle anne ve babadan kişiye geçer. Çevrenin etkisiyle bu özelliklerde değişiklikler belirlenir. Çevre etkisinin az olduğu küçük sosyal ortamlarda genetik özelliklerinin değişimi de az olacaktır. Bu nedenle beslenme ve savunma sıkıntısı çekmeyen ilkel kabilelerde 1000 yıl önceki adetlerin çok az değişimle geldiği gözlenebilir. Avrupa gibi çevre etkisinin değişken olduğu toplumlarda devinim, tarih boyunca süreklilik göstermiştir. Çevre etkisinden kaynaklanan uyum sağlama zorunluluğu beyin ön bölgesinin daha etkin kulanılmasını gerektirmiş, akıl özelliklerinin açığa çıkışını hızlandırmıştır. Dünya coğrafyasına bakıldığında; korumacı, bireysel özelliklerin ön planda olmadığı toplumların daha geri kaldığı gözlenebilir.

Tutucu, gelişime kapalı toplumlarda öne çıkan önemli bir özellik; şartlanmadır. Şartlanma ve akıl, ters orantılıdır. Şartlanmanın sağladığı değer yargıları sabittir ve akıl özelliklerini kullanmayı gerektirmez.

Düşünebilen insan, aklını ortaya koyar. Başka bir değişle aklı kullanmak, insan için olmazsa olmaz bir özellik olmalıdır. Akıl, yaşanılan olaylar sonucunda durum değerlendirmesi yaparak gelecekle ilgili öngörüde bulunabilme ve davranışlarına, sonucunu düşünerek yön verebilme özelliğidir. Zeki olmak ise daha kısa süreli, anlık fikir parlamasıdır. Hayvanlarda da zeki olma özellikleri görülebilir.

Zeka ve akıl, beyin ön bölgesinin çalışması sonucu ortaya çıkan özelliklerdir. Zeki olmak, ağırlıklı olarak genetik etmenlerin kazandırdığı bir özelliktir. Akıl ise genetik, sosyal çevre ve diğer etmenlerle etkilenebilir özellikler gösterir.

Belirli bir çevrede doğan ve büyüyen bir insan o çevrenin gelenekleri etkisinde yetişir. Hangi durumlarda nasıl davranacağı tamamen yaşadığı toplumun kültür özelliklerine bağlıdır. Çocukken oynadığı oyunlar, beslenme biçimi, evleneceği kişi, hatta tuvalet alışkanlıkları ve hatta cinsel yaşamı bile toplumun ona öğrettiği biçimde gelişir. Bunlar için kendisinin ayrıca düşünmesine gerek yoktur. Toplum, kendi rolünü ona biçmiş ve ezberletmiştir. Kuralların dışına çıkarsa toplum onu dışlar. Toplumun değer yargıları ile oluşan kabulleri ya da şartlanmaları ve bunların sonucunda gelişen duyguları yaşamak zorunda hisseder. Bu nedenle aklını kullanmaya ihtiyacı yoktur.

Babasını öldüren kişiden intikam alan insana akıllı denebilir mi? Benzer intikam özelliğini yavrusu öldürülmüş hayvanlarda, canı pahasına, gösterir. He iki intikam alma durumunda, öldürme olayının gerçekleşmesi (planlanması) için içgüdüyle beslenen zeka gerekir. Ve akıl devre dışıdır.

Fatma Ninenin yaşadığı ortamın değer yargılarını, o toplumun şartlanma sonucu edindiği davranış modelleri belirler. Örf, adet, gelenekler; şartlanmanın örnekleridirler. Toplum geliştikçe ya da uyum sağlama zorunluluğu oldukça şartlanmalar azalacak ve o ölçüde akıl özellikleri ön plana çıkacaktır. Artan akıl kullanma gereksinimi beraberinde artan beyin ön bölge çalışma özelliklerini getirecek, kişilik farklılıkları daha belirgin hale gelecek ve stres etkisi, farklılaşan bireysel beyin çalışma özelliklerini etkilemeye başlayacaktır. Stres’e “çağın hastalığı” denmesinin nedeni budur.  

Aklını yeterli kadar kullanamayan kişi; gerçek(evrensel) değerini yitirmiş, üstün özelliklerini kullanamayan ve kendini beden kabul eder biçimde yaşamına yön verir. Örneğin, sigara sağlığa zararlıdır. Buna rağmen sigarayı bırakamayan kişinin bedensel isteği aklına üstün geliyor. Kendisine zararı olacak konularda önlemini almayan insanlar için aynı durum söz konusudur.

Toplumsal şartlanmalardan öte, kendi bireysel düşünce biçimini geliştiren, olduğu gibi kabullenmeyip sorgulayan; anlamadığına karşı gelmeyen, yok saymayan, bizden değil anlayışıyla dışlamayan; insanları kendine uydurmak yerine olduğu gibi kabullenen, hoşgören bireylerin evrensel insani değerlere ulaştığı ve aklını üst düzeyde kullanabildiği söylenebilir. Değer yargıları ve duyguları bireysellikten öte toplumsal çıkış gösteren kişiler şartlanmıştır. Sadece akıl, şartlanmaların terkedilmesi gerekliliğini kavrayabilir.

Toplumsal değer yargıları ve adetler, sadece o toplumu bağlar. Her toplumun değişik değer yargıları olduğu düşünülürse, sonuç görecelidir. Dolayısıyla hiçbiri mutlak doğru değildir.

Mutlak doğru ya da gerçeklik; bir topluma, yöreye ya da dünyanın herhangi bir bölgesine sıkıştırılamaz. Çünkü evrenseldir. Aklımıza yön verirken yer ve zamandan bağımsız olarak hareket edebilmeliyiz. Belkide o an mutlak doğruya yaklaşabilir ve aklımızı en üst düzeyde kullanabiliriz.

Toplum özellikleriyle şartlanmış biçimde beyin ön bölge çalışma özelliklerini geliştiren bireyler, kendi toplumları dışında girdikleri değişik ortamlarda yaşadıkları uyum sağlama sorunu, stres olarak karşılarına çıkar. Çünkü, uyum sağlamak için, beyin ön bölgesi fazla mesai yapacaktır. Bu durum köyden indim şehire ifadesiyle açıklanabilir. Diğer bir örnek muassır medeniyetler seviyesine ulaşma amacında olan ancak olması gereken beyin ön bölge gelişimini henüz tamamlayamamış, toplumsal şartlanmaların hüküm sürdüğü, evrensel gerçekleri yeterince benimseyememiş toplumlarda gözlenir. Muassır medeniyetlerden gelen farklı özelliklere önyargılı yaklaşım sergilenir. Bu özelliklerin kendi toplumlarına uymadığından yakınılır. Uyum sağlayamamanın getirdiği stres ve beraberinde girilen kısır döngü, toplumundaki bireylerin beyin ön bölgesinin sürekli strese maruz kalmasına neden olur. Haliyle alınan kararların neredeyse tümü, uyum için teorikte doğru olsa bile, eylem durumunda olumsuz sonuçlar doğurur. Toplumların sınıflara ayrılması ve sınıflararası bitmeyen kavgalar, gelişmekte olan toplumların sorunlarını oluşturur.

Gelişmekte olan toplumların bireylerinde, şartlanmaların oluşturduğu değer yargılarıyla şekillenen dünyalarında yaşadıkları hayat tarzı, akıl özelliklerini yeteri ölçüde kullanamamaktan kaynaklanan streslerle biçimlenir. Gelişmekte olan bir ülkenin 40 yaşına gelmiş ev hanımlarını taradığınızda çoğunlukla bir hastalığı olduğunu görürsünüz. Fiziki yakınmaların eşlik ettiği bir yaşam, adeta kaçınılmaz hale gelmiştir.

Ayşe Hanım, 30 yaşında, üç çocuk annesi. 18 yaşında evlenmiş. O yaşa kadar baba evinden hiç ayrılmamış. Ardından hayatını kocasına ve çocuklarına adamış bir biçimde sürdürüyor. Çocuklarının üstüne çok titriyor. Aman ateşi çıkmasın! Okulda ne yiyorlar? Sınavı iyi geçecek mi? Nerde kaldın oğlum, nerelerdeydin bu saate kadar? Aman şu olmasın, sakın bu olmasın!

Eşinin işi iyi mi? Aman bozulmasın! Sigara içmesin! At yarışı oynamasın! Kahveye gitmesin!

Kaynanası onlara gelmesin! Görümcesi kendisini ilgilendiren konular hakkında konuşmasın!

Sevdiği komşusu karşı apartmanda oturan Melahat hanımla değil, kendisiyle arkadaşlık etsin!

Görüldüğü gibi Ayşe Hanım çevresini tamamen kendi kontrolü altında tutmaya çalışır. Her şey onun istediği gibi olsun. İstediği şeyler; kendi kontrolünde olmayan, diğer kişilerin hayatlarıyla ilgili olaylardır. Ancak büyüdüğü çevreden, annesinden, ablasından, komşularından ve akrabalarından gördüğü benzeri tavırlar (bilgiler) ile beynini geliştirmiş ve toplumun klasik ev hanımı kalıbına uygun davranışlar sergilemiştir.

Ne iyi bir anne, çocuklarını nasıl düşünüyor; ne iyi bir eş, aklı hep kocasında…

Çocuğu top oynarken düşer, kolu incinir, bu haberi alan Ayşe Hanım bayılır. Konu, komşu toplaşır başına. Çocuğu hasta olur, O üzüntüsünden hasta olur.

Ardından baş ağrıları, baş dönmeleri, çarpıntılar başlar. “Bende panik atak var kardeş”

Tiroid hormonları dengesizdir tahlillerde. “Bende zehirli guatr çıktı”

Ayrıca migren, hipertansiyon, kolesterol düşürücü ilaçları vardır sürekli kullandığı…

Unutkan da olduğundan ilaç saatlerini çocukları hatırlatır ona…

Bir süre sonra adet düzensizliği olur, miyom derler ve ameliyatla rahmi alınır. Ardından safra kesesi taşı ve tiroid operasyonları da geçirir.

Ailesi için saçını süpürge etmiştir. Artık 40 yaşlarına gelmiş, sosyal çevresi gelinler, damatlar, dünürlerle daha da gelişmiş ve haliyle dertleri daha da artmıştır. Ve tabi kullandığı ilaç sayısıda!

Gelişmekte olan ya da gelişmiş olupta kendi bireysel gelişmişliğini tatmamlayamamış toplumlarda yüzbinlerce Ayşe Hanım yaşamaktadır. Hastane polikliniklerinde onlarla her gün karşılaşabilirsiniz.

Ayşe Hanım’ın mutsuz ve hastalıklı bir yaşam sürmesinin nedeni, büyüdüğü ve yaşadığı çevredir. Göstermiş olduğu duygu, düşünce ve davranış biçimi tamamen sosyal şartlanmalardan oluşmuştur. Kendi bireysel düşünce sistemini gelştirecek eğitim ve sosyal olanaklarla karşılaşmamıştır. O, yaşadığı toplumun kadına biçtiği rolu oynamıştır.

Ayşe Hanım’ın eşi Osman Bey, oğluyla birlikte gecikmiş faturalarını ödemeye giderler. Ço­cu­ğu ya­nın­da iken kal­dı­rım ke­na­rı­na uy­gun­suz bir bi­çim­de park eden Osman Bey, ken­di­si­ni uya­ran es­na­fa;

- İşim 5 da­ki­ka sü­re­cek he­men ge­li­rim, der. 5 da­ki­ka­lık işi­ni ya­rım sa­at­te bitirerek ara­cın ba­şı­na ge­lir ve ara­cı çek­mek­te olan gö­rev­li­ler­le tar­tış­ma­ya gi­rer. Bu­ra­dan son­ra yol iki­ye ay­rı­lır.

1. Tüm ar­sız­lık özel­lik­le­ri­ni ba­şa­rı­lı bi­çim­de ser­gi­le­ye­rek ço­cu­ğuy­la bir­lik­te yo­lu­na gi­der.

2. Ara­cı gö­rev­li­ler ta­ra­fın­dan oto­par­ka gö­tü­rü­lür. Son­ra­ki 3 sa­ati­ni ara­cı tek­rar ala­bil­mek için har­car. Bu sü­re­yi aşı­rı si­nir­li, tep­ki­li, sa­bır­sız ta­vır­lar­la ge­çi­rir. Ce­za­yı öde­miş, oğ­lu ile bir­lik­te tek­rar yo­la ko­yul­muş­tur. Ama kay­bet­ti­ği za­man, ya­şa­dı­ğı stres et­ki­siy­le si­nir­li, sa­bır­sız ve aşı­rı tep­ki­li ha­li bir sü­re da­ha sü­rer. Yol­da ge­rek­siz kor­na ça­lar, küf­re­der, em­ni­yet şe­ri­di­ni ih­lal eder. Gü­nü ber­bat ol­muş­tur. İş­le­rin­de yan­lış ka­rar­lar ve­re­bi­lir. İş ar­ka­daş­la­rıy­la, pat­ro­nuy­la kav­ga ede­bi­lir. Ak­şam eve yor­gun dö­ner. Ayşe Hanım ile kav­ga ede­rek gü­nün fi­na­li­ni ya­par. (Bu arada Ayşe Hanım migren ya da astım krizine girer)

İl­la ki bu du­ru­ma gel­me­si için ara­cı­nın çe­kil­me­si gi­bi bir ma­ze­ret ge­rek­mi­yor. Kı­vıl­cı­mı, baş­ka bir olay da baş­la­ta­bi­lir.

Sa­bah uyan­dı­ğın­da ya bin­ler­ce kez söy­le­dik şu­nu söy­le yap­ma di­ye, söz­le­ri ye­ter­li­dir kı­vıl­cım oluş­tur­mak için. Za­ten ha­zır­lık­lı­dır ça­buk si­nir­len­me­ye.

1.du­ru­ma ge­ri dö­ne­lim. Ara­cı­nı oto­par­ka çe­kil­mek­ten kur­tar­dı. Ar­sız­lık ga­lip gel­di.

- De­mek ki böy­le olun­ma­lı. Alt­ta kal­ma­ma­lı. Eğer kar­şı­lık ver­mez­sen, ara­cı­nın çe­kil­me­si­ne izin ve­rir­sen bak ne­ler olu­yor. O hal­de bu ba­na ders ol­sun. Bun­dan son­ra hep "hak­kı­mı" so­nu­na ka­dar ara­ya­yım.

Bir de 3. mad­de var. Ara­cın ba­şı­na gel­di­ğin­de gö­rev­li yok ve ara­cı çe­kil­mi­yor.

- Oh be! Bu gün­de oto­park maf­ya­sı­na pa­ra kap­tır­ma­dım, de­mek ki ku­ral­la­ra uy­ma­yın­ca olu­yor bu iş­ler. Ku­ral­lar bo­zuk dü­zen üze­ri­ne ku­rul­muş za­ten, ne­den o dü­ze­ne pi­rim ve­re­yim.

Osman Bey top­lum ku­ral­la­rı­na say­gı­lı ol­sa tüm bu ola­sı­lık­lar da ol­ma­ya­cak­tı.

Osman Bey, küçük toplum kurallarıyla ve o kuralların oluşturduğu şartlanmalarla yetişen ancak büyük şehirde yaşayan bir insan. 10 milyonu aşkın İstanbul’un her semtinde farklı sosyoekonomik düzeyde yaşayan insanların aynı beyin ön bölge çalışma özelliklerine sahip olması beklenemez. Oluşan bu fark, ülkenin içinde bulunduğu gelişmekte olan tanımlamasının bir göstergesidir.

Bu arada, Osman Bey oğluyla birlikteydi. Yaşanan bu olay, oğlu için nasıl sorumsuz ve toplum kurallarına saygısız olunur dersini vermesi bakımından da önemlidir. Zaten genetik açıdan babadan ve anneden alacağı beyin çalışma özellikleri, bu ve buna benzer pratik uygulamalarla pekiştirilmiş olacaktır.

Bel­ki ha­tır­lar­sı­nız, kal­dı­rı­ma park et­ti­ği için ce­za öde­yen ün­lü bir ki­şi var­dı. Hem de New­york'ta! Adı­nın önün­de Prof. Dr. un­va­nı olan bir ki­şi! Seçilmiş ve top­lu­ma li­der­lik et­miş bi­ri.

Ör­nek­ler­den de an­la­şı­la­ca­ğı üze­re, me­de­ni-ge­liş­miş ol­mak için yük­sek öğ­re­tim ge­rek­mi­yor. Me­de­ni ol­mak için bey­ni­mi­ze öğ­re­tim de­ğil, eği­tim ge­re­kir. Oy­sa bu­gün okul­lar­da bil­gi ağır­lık­lı öğ­re­tim ya­pı­lı­yor. Ço­cuk­lar eği­til­mi­yor. Na­sıl say­gı­lı, ba­şa­rı­lı, iyi in­san ol­mak ge­rek­ti­ğin­den öte na­sıl dok­tor, mü­hen­dis, kay­ma­kam olu­na­ca­ğı öğ­re­ti­liyor. İn­san sağ­lı­ğı­na say­gı­sı ol­ma­yan dok­tor­lar, so­rum­suz in­şa­at mü­hen­dis­le­ri, öz­gü­ve­ni ol­ma­yan bü­rok­rat­la­rın var­lık ne­de­ni; çok iyi öğ­re­tim al­ma­la­rı an­cak eği­tim­le­ri­nin ye­ter­siz olu­şu­dur.

Ya­şa­ya­rak öğ­re­ni­len olay ve du­rum­ların be­yin­de­ki bellek mer­ke­zi­ne kay­dedilmesi, ge­rek ol­du­ğun­da ha­tır­la­nıp duy­gu, dü­şün­ce ve dav­ra­nış­la­rı­na yan­sıtıl­ması; bey­nin ve in­san ha­ya­tı­nın te­mel özel­lik­le­rin­den bi­ri­ni oluş­tu­rur.

Bey­nin ça­lış­ma özel­lik­le­ri açı­sın­dan en son ge­liş­me­si­ni ta­mam­la­yan böl­ge­si, be­yin ön böl­ge­si­dir. Bu du­rum 20'li yaş­la­ra ka­dar sü­rer. Bu ne­den­le re­şit ol­ma ya­şı 18'dir.(Be­yin özel­lik­le­ri dü­şü­nül­dü­ğün­de bu sı­nır en az 21 ol­ma­lı) 21 ya­şın­dan ön­ce genç­ler de­li­kan­lı­dır. Çün­kü be­yin ön böl­ge ge­liş­me­si he­nüz ta­mam­lan­ma­dı­ğın­dan sa­bır, dik­kat, ge­le­cek­le il­gi­li ön­gö­rü­de bu­lun­ma, duy­gu­la­rı ifa­de et­me ve an­la­ma, sağ­du­yu, em­pa­ti, ka­rar ver­me, ay­rın­tı­lı dü­şün­me gi­bi özel­lik­le­ri tam ola­rak ge­liş­me­miş­tir. Bu ne­den­le kız­lar re­şit ol­ma­dan ön­ce ev­le­ne­mez­ler. Bu­nun ak­si­ne dav­ra­nış ol­sa ol­sa be­yin ön böl­ge­si du­yar­lı­lı­ğı olan ba­ba­la­rın işi­dir. Ak­ra­ba ev­li­li­ğin­den sa­kat do­ğum ora­nı­nın art­tı­ğı­nı bil­me­si­ne rağ­men bu­na ka­rar ve­ren bir be­yin, ha­ta­lar­dan ders çı­kar­ta­ma­dı­ğı, ge­le­cek­le il­gi­li ön­gö­rü­sü­nün ol­ma­dı­ğı ge­rek­çe­siy­le; du­yar­lı­dır.- Ko­nu-kom­şu, ela­lem ne der?- Ben oğ­lu­na-kı­zı­na şu­nu yap­tı­rı­yor de­dirt­mem uya­rı­la­rıy­la, yan­lış tel­kin­ler­le bü­yü­yen bir ço­cuk ge­le­cek­te de bu dü­şün­ce­le­rin esi­ri ola­cak­tır. Ço­cuk­lar ai­le­nin ve top­lu­mun ay­na­sı­dır. Be­yin ön böl­ge ge­li­şi­mi ta­mam­lan­ma­dı­ğın­dan do­la­yı ço­cuk­lar­da­ki duy­gu, dü­şün­ce ve dav­ra­nış­la­rın ya­şı­na uy­gun olup ol­ma­dı­ğı şek­lin­de de­ğer­len­di­ri­lir, ye­tiş­kin­ler­le kı­yas­la­na­maz. Ba­ba­da ye­tiş­kin ti­pi dik­kat ek­sik­li­ği olan ço­cuk, gör­dü­ğü kö­tü ör­nekler­le ge­liş­mek­te olan be­yin özel­lik­le­ri et­ki­le­ne­cek, bey­ni­ni eğit­ti­ği bir kö­tü özel­lik di­ğer özel­lik­le­rin de et­ki­len­me­si­ne yol aça­bi­le­cek­tir. Çün­kü mil­yar­lar­ca be­yin hüc­re­si tril­yon­lar­ca ağ ile bir­bir­le­ri­ne bağ­lı­dır ve sü­rek­li iliş­ki ha­lin­de­dir. Yan­gın çı­kan bir böl­ge­nin et­ki­si kom­şu­la­ra da sıç­ra­ya­bi­lir.

Ço­cuk­lar­da, dik­kat ek­sik­li­ği üze­ri­ne ya­pı­lan ça­lış­ma­lar­da, Al­man­ya’da gö­rül­me ora­nı % 3,8, ABD'nde % 8, Bir­le­şik Arap Emir­lik­le­rin­de %14,9 bu­lun­duğunu belirtmiştik. Bu de­ğer­ler coğ­ra­fik fark­lı­lık­lar so­nu­cu ka­za­nı­lan top­lum­sal özel­lik­le­rin yan­sı­ma­sı ola­bi­le­ce­ği gi­bi di­ğer top­lum­sal di­na­mik­le­rin de önem­li pa­yı var­dır. Al­man­lar ço­cuk­la­rı­nı di­sip­lin­li ye­tiş­ti­rir­ler. Ku­ral­la­ra bağ­lı ola­rak bü­yü­yen ço­cuk­la­rın be­yin ön böl­ge­le­ri­nin da­ha sağ­lık­lı ol­du­ğu de­ğer­ler­den bel­li ol­mak­ta­dır. Bu so­nuç­lar­la bir Arap ül­ke­si­nin, tek­no­lo­ji ya­rı­şın­da Al­man­la­rı geç­me­si­ni bek­le­me­mek ge­re­kir.

Kli­nik­te sık­ça kar­şı­laş­tı­ğı­mız bir baş­ka ör­nek: Çiğdem 11 ya­şın­da. Baş ağ­rı­sı ya­kın­ma­sıy­la an­ne-ba­ba­sı ta­ra­fın­dan ge­ti­ril­di. Da­ha ön­ce bu ya­kın­ma ne­den­le göz he­ki­mi din­len­di­ri­ci göz­lük öner­miş ama ağ­rı­la­rı­na fay­da­sı ol­ma­mış. Ço­cuk he­ki­mi si­nü­zit teş­hi­si ile 10 gün­lük an­ti­bi­yo­tik te­da­vi­si baş­la­mış. Bir­kaç gün ge­çen ağ­rı son­ra tek­rar baş­la­mış. Ağ­rı­la­rı özel­lik­le okul­da ders din­ler­ken olu­yor, bu­la­nık gö­rü­yor ve uy­ku­su ge­li­yor­muş. Bu ne­den­le der­si din­le­ye­mi­yor­muş. Baş­ka bir şey dü­şün­dü­ğün­de, ha­yal kur­du­ğun­da ağ­rı ha­fif­li­yor­muş. Bil­gi­sa­yar oyun­la­rı­nı çok se­vi­yor he­men her gün sa­at­ler­ce oy­nu­yor­muş. Ev­de an­ne­si ona hep sev­di­ği ye­mek­le­ri ya­pı­yor­muş. Ay­rı­ca te­le­viz­yon iz­ler­ken cips, çu­ku­la­ta gi­bi şey­ler ye­mek­ten hoş­la­nı­yor­muş. Sa­bah­la­rı an­ne­si Çiğdem'i güç­lük­le uyan­dı­rı­yor, ba­zen de ser­vi­si ka­çır­dı­ğı için ba­ba­sı onu oku­la bı­ra­kı­yor­muş. Haf­ta son­la­rı ise ken­di­li­ğin­den uya­na­bi­li­yor ve he­men bil­gi­sa­ya­rın ba­şı­na otu­ru­yor­muş. Çiğdem ders ça­lış­ma­yı sev­mi­yor­muş. Zor­la bir şey yap­tır­ma­ya kal­kar­lar­sa ba­şı ağ­rı­yor, sı­kı­lı­yor­muş. En çok de­de­si­ni se­vi­yor­muş. Çün­kü de­de­si her de­di­ği­ni ya­pı­yor her is­te­di­ği­ni alı­yor­muş. Baş ağ­rı­sı ne­de­niy­le Çiğdem'in üs­tü­ne çok düş­müş­ler.

Ai­le­si:

- Son za­man­lar­da faz­la şı­mart­tık ga­li­ba, di­yor.

Be­yin ha­ri­ta­la­ma (QE­EG) so­nu­cu Çiğdem'in be­yin ön böl­ge­sin­de du­yar­lı­lık gö­rü­lü­yor. Bu du­yar­lı­lık ne­de­niy­le dik­ka­ti sağ­la­ma­da ve sür­dür­me­de so­run ya­şı­yor. Bu ne­den­le ders­te ba­şı ağ­rı­yor, göz­le­ri su­la­nı­yor ve uy­ku­su ge­li­yor.

Çiğdem'de ne­den böy­le bir ra­hat­sız­lık or­ta­ya çık­tı? Ai­le­den alı­nan ge­ne­tik özel­lik­le­rin et­ki­si ol­du­ğu söy­le­ne­bi­lir. An­cak ke­sin olan bir ne­den ye­tiş­ti­ril­me tar­zı­dır.

Be­yin ben­cil­dir. Ken­di­si için ne ge­re­ki­yor­sa onu sa­hi­bin­den is­ter. Bey­nin is­te­me yön­te­mi öğ­ren­dik­le­riy­le sı­nır­lı­dır. Ona ve­ri­len her şe­yi öğ­re­nir. İyi kö­tü di­ye ayırt ede­mez. O ra­hat ça­lı­şa­bil­mek için öğ­ren­dik­le­rin­den fay­da­la­nır ve is­ter.

Ad­re­na­lin ve ben­ze­ri hor­mon­lar in­san ya­pı­sın­da bu­lu­nur ve sal­gı­la­nır­lar. Bey­ni uya­rı­cı özel­lik­le­ri var­dır. He­ye­can ile ad­re­na­lin sa­lı­nı­mı ar­tar. Ar­tan ad­re­na­lin bey­nin ön böl­ge­si­ni uya­rır ve duyarlılığı ge­çi­ci ola­rak dü­zel­tir. Be­yin öğ­ren­di­ği bu özel­li­ği kul­la­na­rak Çiğdem'den he­ye­can ya­rat­ma­sı­nı is­ter. Bil­gi­sa­yar oyun­la­rı he­ye­can­lı­dır. İs­te­dik­le­ri­ni yap­tır­mak­ta öy­le! Oy­sa ders din­le­me­nin ya da ru­tin gün­lük iş­le­rin he­ye­ca­nı yok­tur. Ha­yal kur­mak da­ha he­ye­can ve­ri­ci­dir.

Ad­re­na­lin gi­bi bey­ni uya­rı­cı özel­lik­le­ri olan hor­mon­la­rı ar­tır­ma­nın di­ğer bir yön­te­mi, il­ginç­tir ama azar işit­mek­tir.

An­ne­ler:

- San­ki ço­cu­ğum be­ni çıl­dırt­mak is­ter­ce­si­ne ta­vır­lar ser­gi­li­yor, der­ler.

Ne­de­ni, hor­mon­lar ve ona ih­ti­ya­cı olan be­yin du­yar­lı­lık­la­rı­dır. Sab­rı ta­şan an­ne azar­la­ya­cak ve ço­cuk bir­den bü­rü­ne­ce­ği o dur­gun ve ma­sum ta­vır için­de bey­ni ra­hat­la­ya­cak­tır.

Çiğdem ar­tık he­ye­can pe­şin­de ko­şa­cak ya da is­te­me­den de ol­sa azar işit­me yö­nün­de dav­ra­nış­lar gös­te­re­cek­tir. Dav­ra­nış­la­rı­nı bu­na gö­re ayar­la­ya­cak­tır. Dav­ra­nış­la­rı de­ğiş­tik­çe da­ha çok is­te­ye­cek ve ders din­le­mek gi­bi gün­lük iş­ler çok da­ha sı­kı­cı ola­cak­tır.

Çiğdem ken­di ku­ral­la­rı­nı koy­du­ğu sü­re­ce dav­ra­nış mo­de­li­ni ken­di be­lir­le­ye­cek ve bu öğ­re­nil­miş mo­del ha­ya­tı bo­yun­ca onu yö­ne­te­cek­tir.

Be­yin ön böl­ge du­yar­lı­lı­ğı et­ki­sin­de olan Çiğdem, ha­ta­la­rın­dan ders al­ma­ya­cak, ace­le­ci ve sa­bır­sız ola­cak, yan­lış ka­rar­lar ve­re­cek, so­run­la­rı­nı çöz­me­de zor­la­na­cak­tır.

Çiğdem'in iyi­leş­ti­ril­me­si (te­da­vi­si), mut­la­ka ai­le­den baş­la­ma­lı­dır. Bey­ni ad­re­na­lin ba­ğım­lı­lı­ğın­dan kur­ta­rıl­ma­lı­dır. Ev için­de ku­ral­lar ko­nul­ma­lı, uyul­ma­dı­ğı tak­dir­de hak mah­ru­mi­ye­ti ile ce­za­lan­dı­rıl­ma­lı­dır. Çiğdem, di­sip­lin al­tı­na alın­ma­lı­dır.

Ör­ne­ğin bil­gi­sa­yar oyu­nu gün­de 30 da­ki­ka ile sı­nır­lan­dı­rı­la­rak baş­la­na­bi­lir.

Ak­şam ye­me­ği­ne tüm ai­le bi­rey­le­ri bir­lik­te otur­ma­lı, Çiğdem, aç ya da tok ol­sun mut­la­ka sof­ra­da ye­ri­ni al­ma­lı­dır.

Ye­mek bi­ti­min­den son­ra ör­ne­ğin sa­de­ce mey­ve ser­vi­si açık ol­ma­lı, her ca­nı is­te­di­ğin­de ye­mek ye­me ola­yı kal­dı­rıl­ma­lı­dır.

Atış­tır­mak ke­sin­lik­le ön­len­me­li, ör­nek ol­ma­sı için an­ne ba­ba da bu ku­ral­la­ra uy­ma­lı­dır.

Bey­ni ge­liş­ti­ren do­ğal bes­len­me yön­te­mi uy­gu­lan­ma­lı­dır.

Çiğdem'in ca­nı her is­te­di­ğin­de is­te­ği ya­pıl­ma­ma­lı, be­lir­li ku­ral­lar çer­çe­ve­sin­de hak­la­rı­nı, ya­pa­bi­le­cek­le­ri­ni ön­ce­den bil­me­li ve ku­ral­lar ko­nu­sun­da ta­viz ve­ril­me­me­li­dir.

Çiğdem, bu ye­ni ya­şam bi­çi­mi­ne uy­mak­ta zor­la­na­cak­tır. An­cak ge­le­cek­te ku­ral­lar­la do­lu bir dün­ya­da ya­şa­ya­ca­ğı­nı, ai­le or­ta­mın­da öğ­ren­me­si ge­re­kir.

Okul­da di­sip­lin ge­rek­li­dir.

- Za­ten at ya­rı­şı mi­sa­li sı­na­va ha­zır­la­nı­yor­lar, ra­hat bı­ra­ka­lım ço­cuk­la­rı, yak­la­şı­mı doğ­ru de­ğil­dir!

Ge­le­cek­le il­gi­li ön­gö­rü­sü ol­ma­yan, ku­ral­sız ve say­gı­sız­lı­ğa alış­mış, ha­ya­tıy­la il­gi­li doğ­ru ka­rar­la­rı ve­re­me­yen bir ço­cu­ğun üni­ver­si­te ya da li­se sı­nav­la­rın­da ba­şa­rı­yı ya­ka­la­ma­sı bek­le­ne­bi­lir mi? El­bet­te bek­le­ne­mez!

Eği­tim, di­sip­lin ile baş­la­ma­lı­dır. Di­sip­lin, sağ­lık­lı be­yin­ler için ge­rek­li­dir. Okul­lar­da top­lum ve okul ku­ral­la­rı sü­rek­li eği­ti­min için­de yer al­ma­lı­dır.

Di­sip­lin ile ku­ral­la­ra uy­ma­yı öğ­re­nen be­yin ön böl­ge­si, ka­zan­dı­ğı bu özel­li­ği ile di­ğer ki­şi­lik özel­lik­le­ri­nin de doğ­ru yön­de ge­liş­me­si­ni sağ­la­ya­cak­tır.

Eği­timde ön­ce­lik, bil­gi­yi ver­mek kadar ala­bi­le­cek ka­pa­si­te­de be­yin­ler yetiş­tir­mek ol­ma­lı­dır.

 


 
YORUMLAR